*Artık her şey berkbuyan.tumblr.com da olacak,
*Everything about me has moved to berkbuyan.tumblr.com
ruh hali
24 Kasım 2014 Pazartesi
15 Eylül 2014 Pazartesi
Kumşut
Boşalma, içte olanın dışarı atılmasıdır ve Türkçe’ deki kullanımı genel olarak kafamızda cinsellik çağrışımı yapar. Oysa ki içten dışarı çıkma eylemi, her şekilde rahatlatma yapan, temel ihtiyaçtır insan evladında. Valla bak.
► Çiş-kaka: Herkesin, başlıktaki ikililerden herhangi birinin yapıldığında huzur ve yapılamadığındaki sıkıntıda hem fikir olduğuna eminim. Davranış yansımaları kelimelere iğreti bakma veya bakmama ile ilgili. En iyi tanıdığıma inandığım kişiden örnek vereyim. Erken yaşlardan beri tuvalet olayını ritüel haline getirip, geçirilen zamandan oldukça keyifli anlar yaşamış, bir çok yeni fikrin klozet üzerinde gelişine tanık olmuş enerji bütünü. Ne büyük zevk. Diğer yandan, kadınların daha fazla olduğunu düşündüğüm yap-çık-kurtulcular. Yakın zamanda içli dışlı olduğum bir kitaptan beyin kepçeme takılan “Tuvalet ruhun oturağıdır” sözü. Yapan mutlu, yapamayan sıkıntılı, süre ve süreç kişinin tercihi.
►Burun ve kulaktan çıkan: Nefes gibi her “AN” yapılması gerekenin, gereklisi olan havanın yolu tıkanınca temizlemek gerekiyor haliyle. En basit tanımla, ne kadar oksijen o kadar köfte. Benzeri kulakta da var sadece daha az sıklıkla çıkıyor.
►Terlemek: Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur ya, birleştir gerisini. Derinden ispat istersen illa da terleme sonucunu doğuran her ne yapıyorsan o “AN” buradasın, varsın. Titreşim rezonansın artıyor. Haliyle sonrasında dinginlik, mutluluk, rahatlık… Spor yapan vücut rahattır, hazırdır, buradadır çünkü çıkartmış çıkması gerekeni. Mis.
►Kusmak: Mide adı verilen organ, iç karışıklığa tepki verince çıkması gerekeni ağızdan yolluyor. Çıktısı çirkin olabilir, sonuca bak sen.
►Pırt yapmak: Her zaman pırt olmuyor tabi. Pört, Coooğooort, fıssss ve bururrrpprrşr da olabiliyor. Kakanın küçük yeğeni., dayısından farkı katı değil, gaz formunda. Maddenin 3 fiziksel halinin gözle görülmeyeni. Pırt adı verince nasıl da şirinleşme oldu bi anda ya la.
►Tükürmek: Ağızda oluşan fazla salyanın atılma ihtiyacı. Spor gibi terlemeli aktivitelerde veya Pavlov’un köpeği olduğumuz ekşili, neşeli durumlarda sıradan. Peçeteye, çöpe bırakırsın gerektiğinde kurtulursun. Gerçi zihnimiz kirlenmiş yıllardır sokakta duyduğumuz gırtlak akortdu yapma denemelerinden. Sessizce uygun yere bırak, çöpünü yok et, sen de rahatla, biz de. Sorunun temel sebebi, dünyanın kanserli hücreleri ve sayılarının, en azından ülkemdeki fazlalığı da, konu bütünlüğü adına dağılmayalım.
. ►Nefes: Burun konusunda adı geçen çook derin konu. Her “AN” içten dışa, dıştan içe derken kelimeler yavaşladı birden. Tuvalette tutabilirsin, sokakta zaten uygun yere kadar beklebilirsin. Sosyal hayatta alışıksın zaten pörtünü, burundakini, kusmayı tutmaya, terlediğinde kolunun altında yuvarlaklar gözükmesin diye onu yok etmeye ve vücudu soğutarak içten dışarı kontrol altında tutmaya çalışmaya. Ama nefesten anladık ki kontrolümüzde değil bazı içten dışarılar.
►Ağlamak: Gözlerdeki denizin kıyıya vurması. Sevinçten mi, üzüntüden mi yoksa acı biberden mi bilinmez. Zor iş anlatması, ben de tıkandım haliyle. O bilir ne zaman akacağını. Sana, bana, ona da üzerinde süşünmek, konuşmak, yazmak kalır.
►Regl: Üst satırlarda yap-çık-kurtul’cuların daha çok kadın olduğundan bahsetmiştim ya, işte o hareketin en büyük sebebi. Görüntüden, kokudan iğreniyorlar ve aynı bölgelerden olan çıkışlara da tepkileri aynı oluyor. Herkes kendince haklı. O zaman devam. Emin olduğum tek şey şampanya patlatan her kadın, bugüne kadar ki kadınların çektiği acılardan oluşan kollektif acı bedeni ile rezonans halinde oluyor ve bu durum çevresindekilere ağrı, ellerim şiş-şiş, öfke ile davranıyorlar. Şişe açıldıktan bir süre sonrasında pamuk helva, munch melow. Kadınların en yaratıcı oldukları dönem, olabilir, olmaya da bilir? Bilene sormak lazım.
►Konuşmak, Muhabbet: Her gün yaşanılan en az 2 kişilik etkileşimler. Güzel muhabbet, güzel boşalmadır, tatmin eder her tarafı. Çıkarıyorsun içindekini dışarı. Kötü muhabbet ise dinlememe içeren, herkesin sıra kapmaya çalıştığı, her konunun yarım kaldığı, kimseye bir şey vermeyen erken boşalma çabası. Açıklamaya gerek yok. Zevk alıyorsan devam, almıyorsan terk et.
►Sanat: Sanat kendim içindir. Dışarıdan girmiş bedenime bilgi, görüntü, koku ve daha bir sürü şey, sonra da çıkmış başka bir “AN”ın ürün, resim, yazı, müzik vs. olarak. Vesaire kısmına dikkat çekerim. Bir ev kadını da temizlikle ilgili bir “ŞEY” bulmuş ise, onun sanatıdır. Herkesin tuttuğu kendine! Sanat ki, benden çıkan, beni yansıtan, ben olmayan.
►Gülmek: Ağlamanın tersi olan istem dışı boşalma bölüm iki. Gül ki dünya seninle gülsün diyen adamın güzel olma sebebi. Daha da güzelleşmek istersen kahkaha geliyor, gülmenin eltisi. Ismarlayınca da gelmez, sahtesi çirkin ve yapay tıpkı çoğu insan gibi.
►Cinsel : Merak ettiğin bölüm geldi. Erkeklerinki fiziksel çıktılı olduğu için belirgin, kadınların ki ise her zaman ki gibi karışık ve iç içe geçmiş. Günümüzde ise kadın tarafı derinleşti gitgide, farklı boşalmaların olduğunun ispatı ile. Klitoral, G-Noktası, Vajinal, Squirting ve daha bir sürü şey. İlk üçü Türkçe'ye geçmiş, sonuncusunu kurtaralım bari “fışkiye” olarak. Fışkiye ki var böyle bir şey ve çalışan suluyor çarşafı, azalıyor acı bedenleri, daha da güzel oluyorlar dünya kadınları…
Tuvaletini tutan, terlemekten, pırtlamaktan, kusmaktan, tükürmekten, rahat nefes alamayan, ağlayamayan, regl olamayan, konuşamayan, muhabbet edemeyen, içini dökemeyen, sanatını çıkaramayan, cinsellikten zevk alamayan yani içten dışarı akışında sorun olan herkeste belirecek sıkıntı “sıkışmış kızgınlık” olacaktır. Çıkarmadan biriktirdiysen içindekini olur sana “depresyon, mutsuzluk, hiç bir şeyden zevk almıyorum gibi olumsuz duygu birikimleri. Herkes kendinden mesul! Ben mi? Şu “AN” da çok rahatım çünkü okudukların oldu sana kumşut…Ohhh..
10 Temmuz 2014 Perşembe
öp-me
Karşılaşan, denk gelen insanların birbirini öpmesi iyi gibi gözüküyor ya, geneli acayip tuhaf; bak şöyle...
Halk arasında insan, halk olmayan bazı gruplar arasında homosapiens sapiens denilen organizmalar hoşlandığı, sevdiği, yakın bulduğuna dokunmak ister: Anladık. Öpmek de bunun en iyi ifade biçimi. Onu da anladık. Oh ne güzel herşeyi anladık!!!
Sürekli gördüğünüz insanları tekrar tekrar öpmek tuhafınıza gitmiyor mu? Bana tuhaf geldiği için yazıyorum zaten.
Kaçınız gerçekten öpüyor diye soruyor ve dip olmayan notumu belirtiyorum: dudaktan dudağa olan kısımı incelemiyoruz.
"güya" yanaktan öpme karşılaşılana selam, Öpmek ise dudak adı verilen et parçasını hedef bölgeye doğru götürerek içeri doğru hafif yada yoğun vakum yapma işlemi. İnsanoğlunun en iyi becerdiği hem gereklilik, hem de her bokluğun sebebi olan kategorize etme zamanı. Herkes safını belirlesin.
-Yanak öpenler : İki insanın aynı anda birbirini yanaktan öpmesi çalışma gerektirir. Genellikle bir taraf yanağı tutturmuş ise diğer tarafın dudağı boşta kalır. Zavallı boşda kalan da ayıp olmasın diye havaya "cuk" sesini bırakıverir. Hetero tiplerin karşılaşmasında görmek zordur ki kendimden örnek verecek olursam, karşılaştığım erkek arkadaşımı niye öpeyim ki?
Homo kişileri gözlemlemediğim için bilmesem de çok değişeceğini de sanmam. Herhangi bir türden birliktelik (sevgililik ve türevleri) içeren karşılaşmalarda aynı anda iki tarafın birbirini öptüğünü görme olasılığı en yüksektir. Günümüzde çoğu şey düşünülmeden yapıldığı için ve yanaktan öpme de azıcık da olsa düşünce, farkındalık gerektiğinden bu gruba dahil olanlar azınlıktır efem. Bir kadın ile bir erkeğin karşılaşması durumunda ise, en uygun olan dişi kişinin öpen olması veya olmaması.Zaten geçmişte de durum böyle imiş. Tıpkı el uzatmayan kadının tokalaşmak istememesi gibi.
-Havayı Öpenler : Büyük çoğunluğun dahil olduğu ve beni "fitil" eden grup. Dikkatli bakarsan çoğu insanın yanaklarını birbirine değdirirken, öpme efekti çıkardığını ve olayın böyle son bulduğunu göreceksin. Madem hava öpülecek değdirmeye gerek yok. İlla da yanak değdireceksen değdir ama öpme. Olmaaaz. Hem değecek, hem ses çıkacak. Şlopsss.
-Kulak Öpenler : Herkesin karşılaşığı bir durum. Neden böyle oldular bilmiyorum ama belki de öpüşmedeki tuhaflığı içsel olarak farketmiş ancak konu düşünce boyutuna çıkmamış sadece davranışa dökmüş insan. Belki de çoğu insanı gerçekten öpmek istemediğinden dudağını uzaklara bir yerlere götürüyor olabilir, olmaya da bilir. Bunlar hep olasılık. Özetle yanak değdirme kısmını biraz daha kaydırıp kulak değdirmeye dönüştürenlerdir. Kulaktan kulağa...
-Dudakların birleşim kısmından öpenler : Mesaj içerir. Sevgi içerir. Görüşelim içerir. Hetero olan biri hem cinsine bunu yapmamaya çalışır, yapsa da tekrarlamaz. Homo olan birisi de, muhtemelen, mesaj vermek istemediği birini öpmez.
-Kafa tokuşturanlar : Öpme efekti içermemesi bakımından güzel ancak görüntü bazı siyasi partilerin "merhaba" çeşidi olduğundan komedi dalında değerlendirmeye mahkum olan selamlaşma biçimi. Tokuşturanların bana denk gelenleri genel olarak erkek olduğundan kadınları inceleme fırsatım olmadı. Aslında kekolar tarafından kirletilmese ve temiz iken işlense bu yazı hiç olmayacaktı ama artık kirlendi bu tip selamlaşma. Komik ya la...
-Makas almak : Çoğundan daha iyi. Bu yazının bana getirisi bu cümle oldu. Gereksiz öpme durumu hissedince makası atıver. Yavşakca yapılmadığı sürece herkes herkese atabilir. Hem sadace yanakla sınırlı kalmaya da gerek yok. İstediğin bölgeden ilişki durumuna göre makas alabilir herkeş!
Tabi sosyal ve işsel yaşam nedeniyle birileri ile gereğinden fazla selamlaşma ve temas durumu ile karşılaşıyor insan. Önündekini oku, kafandakilerle birleştir, ezbere eleştirme, uygun olanı kullan. sigi...
Beynimdeki görüntüde. "n" sayıda insan var, muhabbet etmiş, bir kısım birbirini tanıyor, bir kısım yeni tanışmış ve ayrılma anı. Öpsem ne düşünür diye kafasından geçiren karşı cinsler, öpmeye karar verip çekingen davranıp kulak sürtenler, tanıdıkları ile öpüşüp yeni tanışdıklarına el uzatanlar, herkesi öpen ama sana gelince bu adam tuhaf bakıyor bunu öpmeyim diyen arkadaş adayları. Hepsini ve daha fazlasını biliyorsun zaten. Bunlar hep klişe...
Ve geldik yazımızın sonuna... Nasıl ki kimse hoşuna gitmediği birinin dudağından öpmüyor, yanaktan öpüşmeler de çok farklı değil. Bir sonraki karşılaşmalarda kafanızın karışması dileği ile aldım makasımı...
19 Eylül 2013 Perşembe
Toplumun Anormalliği Üzerine İspatlı & Konulu
Toplum çoğunluğun yaptıklarını
“normal” , azınlığın yaptıklarını ise tuhaf, acayip, “ne la bu?” gibi kalıplar
altında “anormal” kabul eder ki, aslında kullandığı kelimenin anlamını
bilmeden.
Matematik mevcut dünyasal bilimin
tabanını oluşturan ön kabul
sistemidir ve sırasıyla aritmetik, geometri ve mekanik bilgi temelleri üzerine
kuruludur. Aritmetik kendi bilgisi dışında başka bir şeye ihtiyaç duymazken, geometri
sadece aritmetik, mekanik ise aritmetik ve geometri bilgisine ihtiyaç duyar.
Mevcut sistemimizde bu bilgileri doğru kabul edip, diğer sistemleri bunların
üzerine kurduğumuzdan değiştirilemez durumdadır; tıpkı 3+1=4 veya üçgenin iç
açılarının toplamını değiştiremeyeceğimiz gibi. Geometride “normal” bir noktaya
dik doğrudur. Noktanın kendisini değil, “dik” olanı gösterir.
Toplum, çoğunluğun yaptığını
normal olarak etiketlediğinde aslında durumu yapanları değil, durumun
dik’ini (toplum ağzıyla konuşacak olursak tersini) yapanları normal olarak
etiketlemiştir. Dolayısıyla toplum aslında anormaldir.
24 Haziran 2013 Pazartesi
Lavli
Bir kaç gün önce tanışdığım İranlı kadın, İngilizlerle konuşurken beni rahatsız eden "sevecen" sözcük, mekanik insanlar ve nöropeptitler.
Hiç bir şeyin tesadüf olmadığına inananların okumasının daha hoş olacağı tarzda kelime bütünü. Halâ tesadüflere inanıyorsan, ya yeterince düşünmemişsindir ya da mekanikleşmen dolayısıyla zihnin kendin olarak düşünmene engel oluyordur.
Unutma, sistemim yapısından dolayı kaynaklanan anomalilerin sonucu olarak belirli bir bilinç düzeyine erişen herkes yüzünde gerçek gülümsemeyi gördüğün insanlar. Size söylüyorum uyuyan güzeller. Aslında hepimize aynı yap-boz oyunu verilmiş durumda, farklı sayıda ve değişik görüntüde parçalarla. Bitirebilirsen yap-bozu ister yap, ister boz.
İlk satırdaki virgüllerle ayrılmış kelimeler de bendeki yapbozun ufak parçaları. Bu kadar az parçayı birleştirince ancak büyük resimin küçücük bir parçasını görmüş olunuyor ve büyük resimi görmek için daha çok arzu duyuyorum , duyuyorsun , duyuyorlar.
"Merhaba" dedikten 1 saat geçmeden , 6 ay sonra İran fıstığı getirmek için telefonumu isteyen İranlı kadına "bye bye" dedikten sonra bir kapı açılır gibi oldu beynimde. Ülkesinin sisteminde doğmuş ve yetişmiş,
görünüşe göre başka ülkeleri de görmüş gerçek bir dişi. Daha önemlisi birey. Bireyden kastım seri üretim değil özü özgür; her ne kadar ülkesi pek özgür görünmesede. Hoşuma giden temel durum konuştuğu her kelimede sevgi, samimiyet , belki de henüz harfleştiremediğim başka duygular. Gel gör ki bu kelimelerden hiç birini kullanmadı muhabbetin herhangi bir yerinde..
Bir başka zaman, aynı mekan. Karşımda bir İngiliz, sonra dibimde başkası, diğeri de biraz uzakta. Görüntüleri betimlemeye gerek yok. Hissiyatları hemen hemen aynı. Çoğu diyalogda kulak kepçeme takılan kelime aynı : Lovely...
Batıyor, hemde çok. Fark çok açık. Bir tanesinin gözleri dışında her yeri kapalı, gönlü ve ruhu açık. Diğerinin her yeri açık ama diğerinde açık olanlar kapalı. Zaten gönülü nasıl açık olsun, "gönül" kelimesinin yok ki kendi dilinde karşılığı.
Ne acayiptir ki "lavli" gibi pozitif kelimeleri kullanan toplumda daha çok kanser olma durumu. Yeterince sevmemiş kullandığı kelimeyi ki depolayamış güzel duyguları nöropeptitlerine.
Noröpeptitde ne alaka ? Onu da sen araştır ve bul, her şeyi benden bekleme. Yalnızca okuma, düşünerek oku.
Yazılanlar beynimdeki eriyik haldeki kitabın ufak bir bölümünden klavyeye istemsiz düşenler. Yazmak değildir benim olayım, sadece tesadüf...,
15 Ocak 2013 Salı
Ardışık Kiler Kapıları
Gönlümdeki muhabbeti sereserpe fırlatınca göğüs kafesimdeki tek delikli süzgeçten , heveslerimin ışıltısının gölgesi yanılgı yaratıyor çınarın dibindeki buklelere. Terazi üzerindeki su gibi şehvetli varlığımın derin yerleşkesi. Topraktaki yakamoz kadar bilge belki de teğet. İşte o imge , yansıttı gözbebeğimin civarındaki ışık duyarlı rastalı hücrelerin içe burkulma oranını. Tüm sayılar aynada...
13 Ocak 2013 Pazar
Horoz
Pürüzsüz düzgün dübürü büyük kültürlü ünlü düşünür, Ürdünlü sümüklü büzüğü püsküllü, Ümmügülsüm, üfürükçü gürbüz müftünün dürümcü dümbük dünürü küçük büllüklü bücür Zühtünün, tükürüklü büzüşmüş çükünü kütür kütür büküp , üstü küllü zümrüt süslü yüzüğünü düşürüp, Gümüldürlü cücük büzgülü üzgün züğürt ülkücü tüpçü dürzü türkücü Lütfü'yü güldürmüştü.
*Edit : Daha uzun hali olan ve 158 adet ü içeren halini berkbuyan.tumblr.com dan bulunz.
*Edit : Daha uzun hali olan ve 158 adet ü içeren halini berkbuyan.tumblr.com dan bulunz.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


